• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • https://www.facebook.com/DuaKutuphanesi
  • https://www.twitter.com/DuaKutuphanesi
Site Haritası
EVLİYALAR ANSİKLOPEDİSİ
HAVAS İLMİ
BÜYÜK ŞAFİİ FIKHI
 Büyük Şafii Fıkhı
 2019_dini_gunler
Kur'an-ı Kerimde Adı Geçen Peygamberler
 kur-an-da-isimleri-gecen-peygamberler
RASTGELE DUALAR

TEVBE VE İSTİĞFAR NEDİR?

Dünyâ, bir imtihân mekânı olduğundan, insanların iyiliğe de kötülüğe de meyil ve istîdâdı vardır. Bu istîdâdların hangisi teşvîk, tahrîk ve takviye olunup inkişâf ettirilirse, insan şahsiyeti ona göre bir hüviyet kazanır.

 tovbe



Bir kimsenin, hiç de mecbûr olmadığı hâlde, karşısındakine bir bardak su ik­râm etmesi, bir teşekkür borcu doğurur ki bu da insânî ve vicdânî bir vecîbe kabûl edilir. Aslında bu ölçü, bize Cenâb-ı Hakk’ın sayısız nîmetleri karşısında nasıl bir minnettarlık ve şükür hissi içinde yaşamamız gerektiğini hatırlatır. Hâl böyleyken, bir insanın, fıtratında bulunan cehâlet, şehvet, kibir, gurur, hırs, cimrilik, hased, is­raf ve öfke gibi mezmum sıfatlara temâyül ederek, kısaca nefse tâbî olarak ilâhî nîmetler karşısında nan­körlük etmesi, onun sâhib olduğu fıtrî şerefe gölge düşüren büyük bir aldanıştır.

İnsanoğlu, nefsânî arzularına mağlûb olduğu ve îmânın feyz parıltılarını kaybettiği zaman günâha meyleder. Vicdanlarda ahlâkî destek azalınca, ince düşünüş ve rûhî derinlik de kaybolur. İstikâmet sâhibi olma yolunda ciddî bir zaaf ortaya çıkar. Günahlar, tatlı bir mûsikî gibi nefslere hoş gelir ve âdeta vebâlinin ağırlığı hissedilmeden işlenebilir.

ŞEREF VE HAYSİYETİ ZEDELEYEN DAVRANIŞLAR

İnsanın dünyâya gâfilâne temâyülü neticesinde işlediği günahlar, onun insanlık şeref ve haysiye­tini de zedeler. Bu durum, rûhların günah karanlığı ile kirletilmesine sebep olur.

Hâlbuki insanoğlu, mâsumluğunun saf râyihası içinde doğar ve cihâna tertemiz olarak gelir. Din de bu fıtrî temizliği korumak için Allâh tarafından insana verilen bir lutuf ve mer­hamet tecellîsidir. Dolayısıyla kul, bu iki sâik sâyesinde gaflet perdelerini aralayabi­lirse, işlediği cürmün ağırlığını vicdânında hisseder. Onun iç âleminde saklı bulunan fazîlet hisleri uyanır. Kalbi büyük bir nedâmetle için için yanar ve ılık gözyaşlarıyla Rabbine gönlünü açar. İşte bu yanış ve pişmanlık “tevbe”dir. Ardından af dilemek için Rabbe açılan ellerin sâikı olan kalblerden taşan niyâzlar da “istiğfâr”dır.

ALLAH TEALÂ'NIN HOŞLANDIĞI DAVRANIŞLAR

Allâh -celle celâlühû-, kulun nedâmetinden, tevbesinden, istiğfârından hoşla­nır. Çünkü O, “Rahmân” ve “Rahîm”[1] esmâsının sâhibidir ve:

إِنَّ اللهَ يُحِبُّ التَّوَّابِينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّرِينَ

“…Şunu iyi bilin ki, Allâh, çokça tevbe edenleri ve çok çok temizlenenleri sever.” (el-Bakara, 222) buyurmuştur.

Allâh Teâlâ’nın kullarına olan şefkat ve merhameti, bir annenin yavrusuna olan merhametinden hiç şüphesiz çok daha fazladır. O, kullarına gazab etmek istemez. Lâkin kul, nankörlükte ve zulümde ısrar ederse, cezâyı hak etmiş olur. O’nun Rahmân ve Rahîm esmâsının muktezâsı olarak rahmeti, gazabından çok daha fazladır. Nitekim şu hadîs-i şerifte kulların tevbe ve istiğfârı karşısında Allâh Teâlâ’nın rızâsı ve memnûniyeti ne güzel dile getirilmiştir:

“Herhangi birinizin tevbe etmesinden dolayı Allâh Teâlâ’nın duyduğu hoşnutluk, ıssız çölde giderken üzerindeki yiyecek ve içeceğiyle birlikte devesini elinden kaçıran, arayıp taramaları netice vermeyince deveyi bulma ümidini büsbütün kaybederek bir ağacın gölgesine uzanıp yatan, derken yanına devesinin geldiğini görerek yularına yapışan ve aşırı derecede sevincinden ne söylediğinin farkında olmayarak şaşkınlıkla:

«–Allâh’ım! Sen benim kulumsun; ben de senin rabbinim.» diyen kimsenin sevincinden çok daha fazladır.”(Müslim, Tevbe, 7; Tirmizî, Kıyâmet, 49)

O’nun rahmeti her şeyi ihâta etmiştir. Nitekim Cenâb-ı Hak;

وَرَحْمَتِي وَسِعَتْ كُلَّ شَيْءٍ

“…Rahmetim her şeyi kuşatmıştır…” (el-A’râf, 156) buyurarak kullarına olan merhametinin enginliğini beyân etmiştir. Bu hakîkati ifâde etmek üzere Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de bir hadîs-i kudsîde Allâh Teâlâ’nın:

“Rahmetim gerçekten gazâbımı geçmiştir!” buyurduğunu bildirir. (Buhârî, Tevhîd, 15)

Bundan dolayı bütün peygamberler, ümmet­lerini dâimâ tevbe ve istiğfâra dâvet etmişlerdir.

[1] Rahmân, mübâlağa sîğası olup “rahmeti bol olan” demektir. Rahîm ise istimrar ifâde ederek “rahmet eden ve rahmetini mahlûkâtına ulaştıran” demektir.

8 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
ÜYELİK GİRİŞİ
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam13
Toplam Ziyaret3564660
DUA KÜTÜPHANESİ
KÜTÜB-İ SİTTE
 salavati_serife
BÜYÜK ŞAFİİ FIKHI