• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • https://www.facebook.com/DuaKutuphanesi
  • https://www.twitter.com/DuaKutuphanesi
Site Haritası
EVLİYALAR ANSİKLOPEDİSİ
HAVAS İLMİ
BÜYÜK ŞAFİİ FIKHI
 Büyük Şafii Fıkhı
 2019_dini_gunler
Kur'an-ı Kerimde Adı Geçen Peygamberler
 kur-an-da-isimleri-gecen-peygamberler
RASTGELE DUALAR

Muhsin Demirtaş

Muhsin Demirtaş
muhsindemirtas@hotmail.com.tr
TASAVVUF NİÇİN GEREKLİDİR?
28/11/2019


İnsanın ruh ve beden olmak üzere iki yönü vardır. Bunların her ikisinin de fıtrata bağlı temâyülleri bulunmaktadır. İslâm, yaratılıştan gelen bu temâyülleri inkâr etmez. Onları birer vâkıa olarak kabûl eder. Ortaya koyduğu temel ölçüler çerçevesinde makbûl olan temâyülleri inkişâf ettirmeye, merdûd olanları ise, asgarî hadde indirmeye veya makbûl bir gâyenin emrine vermeye çalışır.
 
MADDE İLE MANA ARASINDAKİ DENGE
 
Yani İslâm, insana madde ile mânâ arasında bir denge programı takdîm eder. Bedensiz bir ibadet olamaz. Bedensiz bir namaz kılınamaz, oruç tutulamaz. Diğer ibadetler de ancak bedenle îfâ edilebilir. Lâkin ruhsuz da olamaz. Rûhî heyecan, gönül vecdi, kalbî rikkat ve hassâsiyet kaldırıldığında din, kuru bir şekil ve iskelet hâline getirilmiş olur. Hâlbuki Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerîm’de takrîben 250 küsur yerde “takvâ”yı vurgular. Takvâ ise kalbî bir hassâsiyettir.
 
Yine âyet-i kerîmede:
 
“Mü’minler felâh buldu.” buyrulur. Hemen devâmında ise kalbî bir husûsiyete dikkat çekilerek; “Onlar ki namazlarını huşû ile kılarlar.” buyrulur. (Bkz. el-Mü’minûn, 1-2)
 
TATBİKÎ EĞİTİM YOLU
 
Tasavvuf, Kur’ân-ı Kerîm’de bahsi geçen takvâ, huşû, tevbe, rızâ gibi kalp amellerinin nasıl gerçekleşeceğini; bunun zıddına, riyâ, ucub, kibir gibi kalbî marazların nasıl bertaraf edilebileceğini Kur’ân ve Sünnet’ten alıp tatbikî olarak öğreten bir eğitim yoludur.
 
İnsan, sırf ten plânında takılıp her şeyi maddeci bir nazarla seyrederse, en mücerred hâdiseleri bile müşahhas ve ruhsuz kalıplar hâlinde görür. Aslında tasavvufa îtirazların temelinde yatan başlıca sebeplerden biri de budur. Tasavvuf ise, maddî ve zâhirî îcapları reddetmeden, insanı rûha, metafiziğe, mâneviyâta yöneltir. Böylece insanın rûhuna da, istîdâdı nisbetinde bir tekâmül ve tatmin yolu gösterir.
 
Ârifler şöyle demişlerdir:
 
“Zâhirî rızka nâil olmak, âzâların çalışmasıyla mümkündür. Bâtınî rızka nâil olmak da kalbin çalışmasıyla mümkündür.”
 
Cenâb-ı Hak, murâd-ı ilâhîsi mûcibince, insanları zâhirî istîdatları gibi mânevî istîdatları bakımından da muhtelif seviyelerde yaratmıştır. Yine Hak Teâlâ, kullarından, tâkatlerinin üzerinde bir ubûdiyet istememekle beraber, verdiği istîdat nisbetinde de onları mes’ûl kılmıştır.
 
MANEVİ YÜKSELİŞİN KAPISI
 
Ancak Cenâb-ı Hak, bütün insanlığın mükellef bulunduğu dînî teklifleri tâyin ederken, kullarına verdiği tâkatin asgarî seviyesini esas almıştır. Şüphesiz ki bu, O’nun kullarına olan nihâyetsiz merhametinin bir tecellîsidir. Bununla birlikte, dînin asgarî tekliflerinden daha fazlasını yapmaya fıtraten kudret, iştiyak ve istîdâdı olan kimselere de mânevî yükselişin kapısını kapatmamıştır. Yani şer’î vazifelere ilâveten bir de kalp âleminde yükselme istîdâdı olan mü’minlere, nâfile ibadetler, zühd, takvâ, ihsan gibi fazîletlerle, vâsıl-ı ilâllâh zirvelerine doğru mesâfe almayı sağlayacak bir yolu açık tutmuştur. Bu yol ise, bilindiği üzere “tasavvuf”tur.
 
Buna şöyle bir misâl verebiliriz:
 
Şeyh Şiblî Hazretleri’ne:
“–Beş devede ne kadar zekât verilir?” diye sorulmuştu. Şeyh Şiblî:
 
“–Vâcib olan, bir koyundur; ancak bize göre hepsi Allah içindir.” dedi.
 
“–Bu hususta delîlin nedir?” diye sorulunca Şiblî Hazretleri şu cevâbı verdi:
 
“–Ebûbekir Efendimiz’dir. O, malının tamamını Allah yolunda infâk etmiştir. Kim bütün malını Allah yolunda bezlederse / cömertçe harcarsa o, Ebû Bekir -radıyallâhu anh- Efendimiz’in meşrep ve husûsiyetindedir. Kim de malının büyük bir kısmını infâk ederse, o da, Hazret-i Osman -radıyallâhu anh-’ın meşrep ve husûsiyetindedir... Dünyayı (yani nefsânî arzuları kalben) terk etmeye götürmeyen ilim, (gerçek) ilim değildir.”
 
Bu misâlin de işaret ettiği gibi yüksek kalbî istîdâda sahip olan büyük sahâbîlerin her biri, tasavvufta belli özellikleriyle imam ve önder durumundadırlar.
 
Öte yandan, kalbin huzur ve sükûna kavuşması, mânen ulaştığı seviyeye bağlıdır. Bunun için de kulun mânevî bir terbiyeden geçmesi zarurîdir. Zira kalbin ilim ve hikmetle dolması, dînin yüksek hakîkatlerine vâkıf olması ve kulun mânen tekâmül edebilmesi, ancak birtakım ameliyeler neticesinde mümkün olabilir. Nitekim insanlığa numûne olarak gönderilen peygamberler de, vahye muhâtap olmadan önce, böyle bir hazırlık döneminden geçirilmişlerdir.


70 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ÖLÜYÜ MEZARA KADAR TAKİP EDEN ÜÇ ŞEY - 19/11/2019
Ölüyü mezarına götürene kadar ve ölü mezarına götürüldükten sonra kabirde neler yaşanır? Rivayet odur ki; insan, hayatı boyunca yaptıklarını yani amelini beraberinde götürür. Ona göre de muameleye tâbi tutulur.
KİM BİR MÜSLÜMANIN AYIBINI ÖRTERSE - 02/11/2019
İslâm ahlâkı, başkalarında kusur aramak yerine, önce kendi kusurlarını görüp telâfîsiyle meşgul olmayı gerektirir.
Ehli Beyti Sevmek - 11/10/2019
Hak teâlâ, Hazret-i İsa’ya da buyurdu ki: (Yer ve gökteki bütün mahlukların ibadetini yapsan, dostlarımı sevmedikçe ve düşmanlarıma düşmanlık etmedikçe, hiç faydası olmaz.) [İ. Gazali]
Canım ve Dinim İçin Bismillah - 01/10/2019
Elhamdü lillâhi rabbil'alemin. Errahmânir'rahim. Mâliki yevmiddin. İyyâke na'budü ve iyyâke neste'în, İhdinessırâtel müstakîm. Sırâtellezine en'amte aleyhim ğayrilmağdûbi aleyhim ve leddâllîn.
Sa'd b. Ebî Vakkas - 21/10/2015
Sa'd (r.a), sekiz evlilik yapmış olup; bu evliliklerinde, on yedisi kız, on yedisi de erkek olmak üzere otuz dört çocuğa sahip olmuştu (Asr-ı Saadet, I, 441).
ÜYELİK GİRİŞİ
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam30
Toplam Ziyaret3564588
DUA KÜTÜPHANESİ
KÜTÜB-İ SİTTE
 salavati_serife
BÜYÜK ŞAFİİ FIKHI