• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • https://www.facebook.com/DuaKutuphanesi
  • https://www.twitter.com/DuaKutuphanesi
Site Haritası
EVLİYALAR ANSİKLOPEDİSİ
HAVAS İLMİ
BÜYÜK ŞAFİİ FIKHI
 Büyük Şafii Fıkhı
 2019_dini_gunler
Kur'an-ı Kerimde Adı Geçen Peygamberler
 kur-an-da-isimleri-gecen-peygamberler
RASTGELE DUALAR

İmam Gazali Virdler

İHYÂU ULÛMİ'D-DİN
 
İMAM-I GAZÂLÎ
 
 
VİRDLER KİTABI
 
GÜNDÜZLERİN VE GECELERİN İHYASININ FAZİLETİ
 
Bismillahirrahmanirrahim
 
Allah’a sonsuz nimetlerinden dolayı Hamd ederiz. Gönülde kibir ve korkuya yer vermeyecek bir zikirle Allah’ı anarız. O’na şükrediyoruz. O, dileyen zikretsin, dileyen şükretsin diye gece ile gündüzü birbirine takipçi kıldı. Hak üzere müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdiği peygamberine, gece-gündüz, sabah-akşam Allah’a ibadet hususunda cehd ve gayret içinde her biri dinin birer yol gösterici ve aydınlatıcı ışık ve yıldızı olan temiz âline ve kerim ashabına salât olsun.
 
Bu duadan sonra diyeceğim şu ki; Allâhu Teâlâ, yeryüzünü kullarının yararlanabilmesi için yaratmıştır. Fakat bunun hikmeti yeryüzünün engebeli ve kuytu yerlerinde sabit olmaları ve geçici rahatı sağlamaları değildir. Belki onu bu şekliyle yaratmış olma sebebi; kullarının aslî yurtlarına götürecek yolculuklarında azık edinsinler, amel ve fazilet bakımından kendilerine hediyeler biriktirsinler, tuzak ve tehlikelerinden sakınsınlar diyedir. Ömür, bir geminin denizde seyri gibi seyreder. İnsanlar bu âlemde yolcudur.
 
İlk durakları beşik, son durakları ise mezardır. Yurtlarıysa ya cennet ya da cehennemdir. Ömür, yolculuk mesafesidir.
 
Yıllar merhaleleri, aylar fersahları, günler milleri, soluklar adımları, ibadeti ise ticari eşyalar olup, zamanlar ise sermayeleri, şehvetleri ve garezleri; yol kesicileri, kârı ise; cennette hükümdar ve yüce olan Allah Teâlâ’ya kavuşma feyzidir. Zararı ise; cehennemin alt katmanlarında Allah Teâlâ’dan uzakta, zincirler kelepçeler ve acıklı azapla birlikte olmaktır. Soluklanmaların birinde Allah’a itaat ve ona yakınlaştırıcı bir eylem dışında soluklanma gafletinde bulunan kişi sonu gelmeyen hasret ve kayıp gününde yüz çevrilenlerden olur.
 
Bu büyük tehlike ve korkunç tehlikeyi sezenler bütün imkân ve gayretleriyle geri kalan ömürlerini Allah rızasını kazanmak için çalıştılar. Nefsin isteklerini tamamen bıraktılar. Ömrün arta kalanını ganimet bellediler. Vakitlerin tekrarına göre virdlere/dualara ilişkin görevleri bir düzene soktular. Cebbar olan Allah’a yakınlaşmak dileğiyle gece ve gündüzleri dolu geçirmeye gayret ettiler.
 
Bu şekilde ibadet ve duaları vakitlere ayırmak ahiret yolculuğu bilgilerinin önemli alanlarından sayıldı. Bunun sırrı iki bölümde açıklanabilir:
 
Birinci Bölüm: Virdlerin/Duaların fazileti, gece ve gündüz içinde düzeni.
 
İkinci Bölüm: Geceleri nasıl ihya etmeli, fazileti ve bununla ilgili konular.
 
 
BİRİNCİ BÖLÜM
 
Şüphesiz, olaylara basiret nuru ile bakan gözler, kurtuluşun sadece Allah Teâlâ’ya kavuşmakta olduğunu bilir. Allah’a kavuşmanın yolu ise Allah’ı seven ve tanıyan bir kul olarak ölmekten geçer. Sevgi ve dostluk ise ancak sürekli sevgiliyi anmak ve buna devam etmekle olur. Marifet, yani; O’nu tanımak, O’nun nitelikleri ve eylemlerini/sıfat ve fiillerini devamlı düşünmekle gerçekleşir.
 
Varlıkta Allah Teâlâ ve eylemleri dışında bir şeyin olmadığını düşünmekle olur. Böylesi bir zikir ve düşünüş ancak dünya ve arzularını bırakmak, zorunlu ve gerekli olan dışındakinden sakınmakla sürdürülebilir. Bütün bunlarsa ancak gece ve gündüz vakitlerini zikir ve fikir vazifeleriyle geçirmekle tamamlanır. Nefse bıkkınlık ve usanç gelince zikir ve fikirden belirli biri üzerine devam etmeye tahammülü kalmaz. Bir tek üslup üzere gidip gelince üzerine usanç ve ağırlık çöker. Allah Teâlâ, nefis kendisi usanmadıkça onu bıktırmaz. Nefse bir zikirden diğerine, bir çeşidinden başka bir çeşidine her vakte uygun olarak intikal etme lütfunda bulunur. Bu şekilde intikalle yaptığı işten daha fazla zevk almasını sağlar. Zevk almakla da ilgisi artar.
 
İlgisinin devamı ile alışkanlığı devam eder. Bunun için virdler/dualar çeşitli kısımlara ayrılır. Böylece zikir ve fikir bütün vakitleri hatta tamamını anmak, düşünmekle geçer.
 
Şüphesiz nefis doğası gereği dünya zevklerine eğimlidir. Mesela, kul zamanının bir kısmını dünyevî işlere ve mübah zevklere/şehvetlere ayırıp diğer kısmını da ibadetlere ayırırsa dünyaya eğimli tarafı rahatlamış olur, bunun sebebi nefsin kendi doğası gereği dünyaya olan düşkünlüğüdür. Bu durumda zaman ayırma eşitlenmiş olur. Bu eşitlenmeyse hiçbir zaman aynı değerde olmaz.
 
Çünkü iki taraftan biri olan nefsin doğası bir tarafa tercihlidir. Çünkü zahir ve batın dünya işleri hususunda birbirine destek olup kalbi sırf ona istekli hale gelerek diğerinden soyutlanmaktadır. İbadetlere ve sorumluluğa cevap vermeye gelince gönül samimiyetini ve huzurunu ona havale etmez. Ancak vakitlerinin bir kısmını bunun için ayırır. Hesapsız cennete varmak isteyen, vakitlerini Allah’a itaat ile harcasın. İyiliklerinin ağır gelmesini, hayır terazisinin ağır gelmesini dileyen zaman ve vaktinin çoğunu Allah’a itaat ve ibadetle doldursun.
 
Biri Salih amel diğeri kötü iş şeklinde karışık davranırsa hali tehlikelidir. Ama umut/ reca kesilmez. Af ise Allah’ın kereminden beklenir. Umulur ki Allah cc hazinesinden ve bağışıyla onu yüceltir. İşte bunlar basiret nuru ile bakanlara görünenlerdir. Buna ehil değilse Allah’ın Resulüne hitabına baksın ve oradan iman nurunu edinsin.
 
Allah Teâlâ kullarından kendisine en yakın olanlarına ve yanında derece olarak en yüksek olanlarına şöyle der:
 
 

ِهْيَلِا ْلَّتَبَتَو َكِّبَر َمْسا ِرُكْذاَو ﴾٧﴿ ًۜلاي۪وَط ًاحْبَس ِراَهَّنلا يِف َكَل َّنِا
 
﴾٨﴿ ًۜلاي۪تْبَت
 
 
“Çünkü gündüzün sana uzun bir meşguliyeti var. Hem Rabbinin ismini an. Ve her şeyden kesilerek O’na yönel.” Müzemmil, 73/7-8.
 
 

ُهَل ْدُجْساَف ِلْيَّلا َنِمَو ﴾25﴿ ًۚلاي۪صَاَو ًةَرْكُب َكِّبَر َمْسا ِرُكْذاَو
 
﴾26﴿ ًلاي۪وَط ًلاْيَل ُهْحِّبَسَو
 
 
“Sabah akşam Rabbinin adını an (sabah, öğle ve ikindi namazlarını kıl). Gecenin bir kısmında da O’na secde et (akşamla yatsı namazlarını kıl). Bir de O’nu geceleyin uzun bir süre tesbih et (teheccüd namazı kıl).” İnsan, 76/25-26.
 
 
 
ِسْمَّشلا ِعوُلُط َلْبَق َكِّبَر ِدْمَحِب ْحـِّبَسَو َنوُلوُقَي اَم ىٰلَع ْرِبْصاَف﴾40﴿ ِدوُجُّسلا َراَبْدَاَو ُهْحِّبَسَف ِلْيَّلا َنِمَو ﴾39﴿ بوُرُغْلا َلْبَقَو
 
“O halde onların laflarına karşı sabret de güneş doğmadan ve batmadan önce Rabbini Hamd ile tesbih et! (Sabah, öğle ve ikindi namazlarını kıl!). Bir de gecenin bir kısmında ve secdelerin arkasında onu tesbih eyle.” Kaf; 50/39-40.
 
 
ُۙموُقَت َني۪ح َكِّبَر ِدْمَحِب ْحـِّبَسَو اَنِنُيْعَاِب َكَّنِاَف َكِّبَر ِمْكُحِل ْرِبْصاَو
 
﴾49﴿ ِموُجُّنلا َراَبْدِاَو ُهْحِّبَسَف ِلْيَّلا َنِمَو ﴾4٨﴿
 
 
“Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen, bizim nezaretimizdesin. Kalktığın vakit Rabbine Hamd ile tesbih et. Gecenin bir kısmında ve yıldızların battığı sırada dahi tesbih eyle.” Tur; 52/48-49.
 
 
﴾6﴿ ًۜلاي۪ق ُمَوْقَاَو ًأـْطَو ُّدَشَا َيِه ِلْيَّلا َةَئِشاَن َّنِا
 
 
“Muhakkak ki geceleyin uykudan kalkan, tesir yönünden daha kuvvetli, okumak yönünden daha mazbuttur.” Müzemmil, 73/6.
 
 
ِسْمَّشلا ِعوُلُط َلْبَق َكِّبَر ِدْمَحِب ْحِّبَسَو َنوُلوُقَي اَم ىٰلَع ْرِبْصاَف
 
َكَّلَعَل ِراَهَّنلا فاَرْطَاَو ْحـِّبَسَف ِلْيَّلا ئآَنٰا ْنِمَو ۚاَهِبوُرُغ َلْبَقَو
 
﴾130﴿ ىٰضْرَت
 
 
“O halde, onların dediklerine sabret. Güneş doğmadan önce de batmadan önce de Rabbine Hamd ile tesbih et. Gecenin bazı saatlerinde ve gündüzün etrafında da tesbih et ki, rızaya nail olasın.” Taha, 20/130.
 
 
 
َنْبِهْذُي ِتاَنَسَحْلا َّنِا ِۜلْيَّلا َنِم ًافَلُزَو ِراَهَّنلا ِيَفَرَط َةوٰلَّصلا ِمِقَاَو
 
﴾114﴿ َۚني۪رِكاَّذلِل ىٰرْكِذ َكِلٰذ ِۜتأَـِّيَّسلا
 
 
 
“Gündüzün iki tarafında (yani sabah, öğle ve ikindi vakitlerinde) ve gecenin gündüze yakın saatlerinde (akşamla yatsı zamanında) namazı dosdoğru kıl. Şüphesiz ki (beş vakit namaz gibi) iyi ameller (küçük) günahları giderir. Bu, düşünen (ve laftan anlayan)lara bir nasihattir.” Hud, 11/114.
 
Sonra bak, kullarından kazananları nasıl ve neyle nitelemiş Allah Teâlâ!
 
 
 
َةَمْحَر اوُجْرَيَو َةَرِخٰلا ُرَذْحَي ًامِئآَقَو ًادجاَس ِلْيَّلا َءآَنٰا ٌتِناَق َوُه ْنَّمَا ُرَّكَذَتَي اَمَّنِا َۜنوُمَلْعَي ل َني۪ذَّلاَو َنوُمَلْعَي َني۪ذَّلا يِوَتْسَي ْلَه ْلُق ۪ۜهِّبَر
 
﴾9﴿ باَبْلَلا اوُل۬وُا
 
 
 
“Yoksa o gece saatlerinde kalkıp secdeye kapanan, kıyamda duran, daima vazifesini yapan, ahiretten sakınan ve Rabbinin rahmetini uman kimse (asi kafir gibi) olur mu? De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak temiz akıl sahipleri (düşünüp öğüt alır) anlar.” Zümer, 39/9.
 
 
اَّمِمَو ًۘاعَمَطَو ًافْوَخ ْمُهَّبَر َنوُعْدَي ِعجاَضَمْلا ِنَع ْمُهُبوُنُج ىٰفاَجَتَت
 
﴾16﴿ َنوُقِفْنُي ْمُهاَنْقَزَر
 
 
 
“Yanları yataklardan uzaklaşır; korku ve ümit ile Rablerine dua ederler ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan (hayra) sarf ederler.” Secde, 32/16.
 
 
 
﴾64﴿ ًاماَيِقَو ًادَّجُس ْمِهِّبَرِل َنوُتي۪بَي َني۪ذَّلاَو
 
 
 
“Onlar ki, Rablerine secde ediciler ve kaimler olarak (namaz kılarak) gecelerler.” Furkân, 25/64.
 
 
 
 
ْمُه ِراَحْسَلاِبَو ﴾1٧﴿ َنوُعَجْهَي اَم ِلْيَّلا َنِم ًلاي۪لَق اوُناَك
 
﴾1٨﴿ َنوُرِفْغَتْسَي
 
 
 
“Onlar, gecenin pek azında uyurlardı. Sabahın erken saatlerinde onlar istiğfar ederlerdi.” Zâriyat, 51/17-18.
 
 
﴾1٧﴿ َنوُحِبْصُت َني۪حَو َنوُسْمُت َني۪ح ِّٰللا َناَحْبُسَف
 
“O halde, akşamladığınız ve sabahladığınız vakit, Allah’ı tesbih edin (akşam, yatsı ve sabah namazlarını kılın).” Rum, 30/17.
 
اَم ُۜهَهْجَو َنوُدي۪رُي ِّيِشَعْلاَو ِةوٰدَغْلاِب ْمُهَّبَر َنوُعْدَي َني۪ذَّلا ِدُرْطَت لَو ٍءْيَش ْنِم ْمِهْيَلَع َكِباَسِح ْنِم اَمَو ٍءْيَش ْنِم ْمِهِباَسِح ْنِم َكْيَلَع
 
﴾52﴿ َني۪مِلاَّظلا َنِم َنوُكَتَف ْمُهَدُرْطَتَف
 
“Rablerinin rızasını dileyerek sabah akşam O’na dua edenleri yanından kovma. Sana onların hesabında bir şey yok; onlara da senin hesabından bir şey yoktur ki; onları (biçareleri) kovup da (ama) zalimlerden olma.” Enâm, 6/52.
 
İşte bütün bunlar sana, Allah’a giden yol; vakitleri kontrol etmek ve devamlı olarak virdler ve zikirlerle o vakitlerin tamirine çalışmaktır. Bu sır üzerine Peygamber Efendimiz (Sallallahü aleyhi vesellem) şöyle buyurur:
 
 
َةَّلِظَلاَو َرَمَقْلاَو َسْمَّشلا َنوُعاَرُي َنيِذَّلا ِّٰللا ىَلِا ِّٰللا ِداَبِع ُّبَحَأ«
 
»ىَلاَعَت ِّٰللا ِرْكِذِل
 
“Allah’ın kullarından Ona en sevgili olanları Allah’ı anmak için güneş, ay ve gölgeleri gözetleyenlerdir.” Hadis: Taberanî nakledip İbn-ü Ebî Avfa’nın “Allah’ın kullarının en hayırlısı” Lafzıyla rivayet ettiği hadisten isnat bakımından daha sahihtir, dedi.
 
Ve Allah Teâlâ şöyle buyurur:
 
﴾5﴿ ٍناَبْسُحِب ُرَمَقْلاَو ُسْمَّشلَا
 
“Güneş ve ay hesapla hareket ederler.” Rahman, 55/5.
 
اَنْلَعَج َّمُث ًۚانِكاَس ُهَلَعَجَل َءآَش ْوَلَو َّۚلِّظلا َّدَم فْيَك َكِّبَر ىٰلِا َرَت ْمَلَا
 
﴾64﴿ ًاري۪سَي ًاضْبَق اَنْيَلِا ُهاَنْضَبَق َّمُث ﴾54﴿ ًۙلاي۪لَد ِهْيَلَع َسْمَّشلا
 
“Rabbinin (işine) bakmaz mısın? (Fecirle güneşin doğuşu arasındaki) gölgeyi nasıl yaymıştır? Dileseydi, elbet onu sabit yapardı. Sonra biz, güneşi onun üzerine bir delil yaptık (güneş olmasa gölge bilinmez). Sonra (güneş doğunca) biz, onu azar azar kendimize doğru alırız.” Furkan, 25/45-46.
 
﴾39﴿ ِمي۪دَقْلا ِنوُجْرُعْلاَك َداَع ىّٰتَح لِزاَنَم ُهاَنْرَّدَق َرَمَقْلاَو “Ay’a da menziller takdir ettik. Nihayet (son menziline) döner, eski hurma salkımı gibi eğri olur!” Yasin, 36/39.
 
 
ِۜرْحَبْلاَو ِّرَبْلا ِتاَمُلُظ ي۪ف اَهِب اوُدَتْهَتِل َموُجُّنلا ُمُكَل َلَعَج ي۪ذَّلا َوُهَو
 
﴾٧9﴿ َنوُمَلْعَي ٍمْوَقِل ِتاَيٰلا اَنْلَّصَف ْدَق
 
“Karanın ve denizin karanlıklarında kendileri ile yolunuzu bulasınız diye sizin için yıldızları yaratan
 
O’dur. Gerçekten biz, bu alametleri, bilenler için beyan ettik.” En’âm, 6/97.
 
Güneş ve ayın bir hesap üzere seyrinden maksat; sadece düzenli bir manzumenin var olması olmadığı gibi, ışık ve yıldızların yaratılmasında da maksat sadece dünya işlerinde yardımcı olsunlar diye değildir, bunu mutlaka bil. Aksine bunların yaratılışından gaye, vakitlerin takdirinin bilinmesi ve bilindikten sonra da o vakitler içinde Allah’ın emirlerini yerine getirmek ve ahiret için ibadetle meşgul olmaktır. Allah Teâlâ’nın şu sözü seni bu anlama götürmektedir:
 
 
َداَرَا ْوَا َرَّكَّذَي ْنَا َداَرَا ْنَمِل ًةَفْلِخ َراَهَّنلاَو َلْيَّلا َلَعَج ي۪ذَّلا َوُهَو
 
﴾62﴿ ًاروُكُش
 
“Düşünüp ibret almak veya şükretmek isteyenler için geceyle gündüzü birbiri ardına getiren yine O’dur.” Furkan, 25/62.
 
Yani birini diğeri ardında getirtmektedir ki kişi birinde kaçırdığını diğerinde elde etsin. Bunun da sadece zikir ve şükür maksadıyla olduğunu, başka bir gaye gütmediğini açıklamaktadır. Yüce Allah buyurur:
 
ِراَهَّنلا َةَيٰا آَنـْلَعَجَو ِلْيَّلا َةَيٰا آَنْوَحَمَف ِنْيَتَيٰا َراَهَّنلاَو َلْيَّلا اَنْلَعَجَو َۜباَسِحْلاَو َني۪نِّسلا َدَدَع اوُمَلْعَتِلَو ْمُكِّبَر ْنِم ًلاْضَف اوُغَتْبَتِل ًةَرِصْبُم
 
﴾12﴿ ًلاي۪صْفَت ُهاَنْلَّصَف ٍءْيَش َّلُكَو
 
“Biz gece ile gündüzü (kudretimize) iki alamet yaptık. Sonra gece alametini silip (giderip) Rabbinizden (geçim için) bir lütuf aramanız ve yılların sayısını, vakitlerin hesabını bilmeniz için gündüzün alametini aydınlık yaptık. Biz, her şeyi yerli yerince beyan ettik.” İsrâ, 17/12.
 
Şüphesiz arzulanan fazl-ı ilahi sevap ve mağfirettir. Allah’tan güzel başarı ve hoşnutluğunu dileriz.
 
VİRDLERİN SAYI VE TERTİBİ
 
Gündüz virdleri yedi tanedir. Sabahın doğuşundan güneşin doğuşuna kadar bir vird. Güneşin doğuşundan zevale kadar iki vird. Zevalden ikindi vaktine kadar iki vird. İkindiden güneş batıncaya kadar iki olmak üzere bir günün gündüzünde yedi vird vardır.
 
Gece dört virde bölünür. İki vird akşamdan uyku saatine kadar, iki vird de gecenin son yarısından fecrin doğuşuna kadar.
 
Şimdi her virdin faziletini, görevini ve ilişkili şeyleri açıklayacağız.
 
Gündüzün Virdleri:
 
Birinci vird: Sabahın doğuşundan (fecrin doğuşundan) güneşin doğuşuna kadar olan vakittir. Bu vakit değerli ve şerefli bir vakittir. Değerine ve faziletine Allah’ın üzerine yemin etmesi kanıttır:
 
﴾1٨﴿ َسَّفَنَت اَذِا ِحْبُّصلاَو
 
“Ağardığı vakit, sabaha yemin ederim ki…” Tekvir, 81/18.
 
Yine Allah (c.c) şöyle buyurur:
 
َكِلٰذ ًۜاناَبْسُح َرَمَقْلاَو َسْمَّشلاَو ًانَكَس َلْيَّلا َلَعَجَو ِۚحاَبْصِْلا ُقِلاَف
 
﴾96﴿ ِمي۪لَعْلا ِزي۪زَعْلا ُري۪دْقَت
 
“Sabahı (gece karanlığından) yaran O’dur. Geceleyin istirahat için, güneşle ay’ı da vakitlerin hesabı için yaratmıştır. İşte, bütün bunlar güçlü, bilici Allah’ın takdiridir.” En’âm, 6/96.
 
ِّرَش ْنِمَو ﴾2﴿ َۙقَلَخ اَم ِّرَش ْنِم ﴾1﴿ قَلَفْلا ِّبَرِب ُذوُعَا ْلُق ْنِمَو ﴾4﴿ ِۙدَقُعْلا يِف ِتاَثاَّفَّنلا ِّرَش ْنِمَو ﴾3﴿ َۙبَقَو اَذِا قِساَغ
 
﴾5﴿ َدَسَح اَذِا ٍدِساَح ِّرَش
 
“De ki: “Yarattığı şeylerin şerrinden, karanlığı bastığı vakit gecenin şerrinden, düğümlere üfleyen (büyücü) kadınların şerrinden; bir de hased ettiği (hasedinin gereğini yaptığı) vakit, kıskancın şerrinden sabahın Rabbine sığınırım.” Felâk, 113/1-5.
 
Allah (celle celâluhu):
 
﴾46﴿ ًاري۪سَي ًاضْبَق اَنْيَلِا ُهاَنْضَبَق َّمُث
 
“Sonra (güneş doğunca) biz, onu azar azar kendimize doğru alırız.” Furkan, 25/46. buyurarak gölgeyi çekişiyle kudretini izhar eder. Sabah gecenin gölgesinin çekildiği güneşin nurunun yayıldığı ve insanların onda tesbih etmeye yönlendirildiği vakittir.
 
Şöyle ki:
 
﴾1٧﴿ َنوُحِبْصُت َني۪حَو َنوُسْمُت َني۪ح ِّٰللا َناَحْبُسَف
 
“O halde, akşamladığınız ve sabahladığınız vakit, Allah’ı tesbih edin (akşam ve yatsı ve sabah namazlarını kılın).” Rum, 30/17.
 
ِسْمَّشلا ِعوُلُط َلْبَق َكِّبَر ِدْمَحِب ْحِّبَسَو َنوُلوُقَي اَم ىٰلَع ْرِبْصاَف َكَّلَعَل ِراَهَّنلا فاَرْطَاَو ْحـِّبَسَف ِلْيَّلا ئآَنٰا ْنِمَو ۚاَهِبوُرُغ َلْبَقَو
 
﴾130﴿ ىٰضْرَت
 
“O halde, onların dediklerine sabret. Güneş doğmadan önce de batmadan önce de Rabbine Hamd ile tesbih et. Gecenin bazı saatlerinde ve gündüzün etrafında da tesbih et ki, rızaya nail olasın.” Taha, 20/130. ve
 
﴾25﴿ ًۚلاي۪صَاَو ًةَرْكُب َكِّبَر َمْسا ِرُكْذاَو
 
“Sabah akşam Rabbinin adını an (sabah, öğle ve ikindi namazlarını kıl).” İnsan, 76/25. buyurur.
 
Evradın Tertibi
 
Mümin uykudan uyanacağı bir zaman belirlemeli. Uyandığı zaman da Allah’ın zikriyle başlayıp şöyle demesi gerekir:
 
“Bizi öldürdükten sonra diriltene hamdolsun. Dönüş O’nadır.”
 
Elbisesini duayla giysin.
 
“Allahümme kesevtenî hâzessevbe felekelhamdü, es’elüke min hayrihî ve hayri ma sunia lehû ve Eûzü bike min şerrihî ve min şerri ma sünia lehü/
 
Allah’ım! Bu elbiseyi giymeyi sen bana nasip eyledin. Bundan dolayı sana hamdolsun. Sen’den, giydiğim bu elbisenin hakkımda hayır getirmesini, hangi amaçla yapılmışsa bunun da hayrını dilerim. Allah’ım! Bundan dolayı gelebilecek kötülükten ve hangi amaçla yapılmışsa bunun da kötülüğünden sana sığınırım.” Ebû Dâvûd rivâyet etmiştir. Ayrıca “hasen” olarak Tirmizî rivâyet etmiştir. Ebû Saîd Hudrî’den, “el-Yevm Velleyle”de Nesaî rivâyet etmiştir.
 
Elbiseyle Allah’ın emrine uyarak avret mahallini örtmeye niyetlensin. Riya ve gösterişsiz Allah’a ibadete yardımcı olması niyetiyle giyinsin. İhtiyacı varsa tuvalete gitsin. Önce sol ayağını atsın.
 
Sonra sünnet üzere misvak kullanarak ağzını temizlesin. Sünnetlerin tümüne uyarak abdest alsın. Abdestini alınca iki rekât sabah namazı sünnetini evinde kılsın. Evde kılınan iki rekât sabah namazı, hadisi. Hafsa hadisinden Mutafakkun aleyhtir.
 
“Allah’ın elçisi (sallallahu aleyhi vesellem) böyle yapardı.” Bu iki rekâtı ister evinde ister mescitte kıldıktan sonra İbn-i Abbas’ın (radıyallâhu anh) rivayet ettiği şu duayı sonuna kadar okur:
 
“Allah’ım! Kendisiyle kalbimin doğru yolu bulabileceği bir rahmeti katından isterim. Dağınıklığımı toparlayacak, düzensizliğimi düzene sokacak rahmetini dilerim. Fitnelerin benden uzaklaşmasını, dinimin ıslahını sağlayan keremini dilerim. Kayıplarımı kontrol altına alabileceğim, hazır olan iyiliklerimi kendisiyle yükseltebileceğim ihsanını dilerim. Böylece ameli arındıracak, yüzümü aklaştıracak, bana doğru yolumu ilham edecek ve beni her tür kötülükten muhafaza altına alacak korunmanı, hidayetini isterim.
 
Allah’ım! Bana dürüst bir iman, sonrası küfür ve inkâr olmayan kesin inanç anlamında bir iman isterim ki, bu sâyede hem dünya ve hem ahiret hayatında senin cömertliğinin şerefine ereyim dilerim.
 
Allah’ım! Hüküm verileceği sırada Sen’den kurtuluş beklerim, şehitlerin makamını dilerim. Mutlu ve Saîd kullarının yaşantısını isterim. Düşmanlarına karşı üstünlük ve peygamberlerine arkadaşlık dilerim.
 
Allah’ım! Hacetimi ve derdimi sâdece Sana bildiriyorum. Her ne kadar görüşüm zayıf, çıkış yollarım azalmış, amelim de kısır ise, ben o kadar senin rahmetine muhtacım. Ey her şeye ve her işe yeten Rabbim! Ey göğüslere şifa dağıtan Allah’ım! Nasıl ki sen, denizlerde farklı tatlardaki suları birbirine karışmamasını sağlıyorsan, beni de Sair denilen ve o tutuşturulmuş cehennem azabının ateşinden korumanı isterim. Helâk edici dâvetten ve kabir fitnesinden kurtulmayı Sen’den bekliyorum.
 
Allah’ım! Aklımın eremediği ve çözemediğim şeyi, yapmasında zayıf kaldığım hizmet ve ameli, niyetimin ulaşamadığı ve arzumun eremediği şeyi Sen’den diliyorum. Evet, kullarından birilerine vaat ettiğin hayrı veya yarattıklarından birisine verdiğin iyiliği diliyorum. Arzum ve isteğim odur. Ey Âlemlerin Rabbi, işte ben onu istiyorum. Niyetim ve is- teklerim onlara ulaşamazsada, onları diliyorum.
 
Allah’ım! Bizi doğruyu bulan ve başkalarına da doğruyu gösterenlerden eyle. Bizi sapanlardan ve başkalarını24 da haktan saptıranlardan kılma. Bizi düşmanlarına savaş açan, şeriatını yaşayan dostlarına barışla yaklaşanlardan kıl. Sana olan sevgimizle, yarattığın kimselerden sana itaat edenleri sevelim. Yarattıklarından sana karşı gelenlere de düşmanlık yapmak isteriz.
 
Allah’ım! İşte bu, benim yakarışım ve duamdır. Kabul etmek Sen’dendir. Rabbim! İşte bu benim gayretim ve çabamdır, ancak dayanak ve güven Sensin. Hepimiz Allah içiniz ve O’na döneceğiz. Güç, kuvvet ve kudret sadece Yüceler Yücesi Allah’ındır. O, en muazzam ve şiddetli güç sâhibidir. En doğru emir ve yol O’nun gösterdiğidir.
 
Allah’ım! O tehdit gününden güvence isterim, o ebedî olan günde seni gören mukarreb kullarınla birlikte cennetini isterim. Ki onlar, pek çok rükû edenler ve secdede bulunanlardır. Hem onlar sözlerini de tutanlardır. Gerçekten sen çok esirgeyen, kullarını kollayan ve aynı zamanda dilediğini yapansın.
 
Allah’ım! Sen münezzehsin, seni takdis ve tenzih ederim. Sen izzet elbisesini giydin ve hep şeref ve saygınlığı emir buyurdun.
 
Allah’ım! Sen her türlü eksiklikten uzaksın. Çünkü, sen azamet ve kerametle lütuf ve ikramda bulunansın.
 
Allah’ım! Sen her türlü eksiklikten berisin. Ey tesbih sadece kendisi için lâyık ve gerekli olan Rabbim! Sen çok Yücesin, seni tenzih ederim. Ey fazilet ve bol nimet, ihsan ve kerem sâhibi Rabbim! Seni takdis ederim. Ey izzet ve kerem sâhibi Rabbim! Seni tenzih ederim. Ey her şeyi ilmiyle bilen ve sayan Rabbim! Sen çok Yücesin, senin üzerinde bir yüce varlık yoktur.
 
Allah’ım! gönlümde nur isterim, kabrimde nur ve aydınlık isterim, kulaklarım doğruyu dinleyerek nurlansın isterim, gözlerim hakkı ve doğruyu görerek göz nurum aydınlansın dilerim. Saçlarımın senin uğrunda nurlanmasını dilerim.
 
Tenimin senin yolunda aydınlanıp nurlanmasını dilerim. Etlerimin nurlanmasını, kanımda senin ilahî nurunun dolaşmasını isterim. Kemiklerimin senin nurunla güçlenerek ibadet edebilmemi isterim. Önümün senin hidayetinle nurlanmasını, arkamda senin İlâhî nurunun varlığını, sağımda senin nurunu ve solumda senin nurunu dilerim Rabbim! Allah’ım! Nurunu, hem de artırmak suretiyle nurunu isterim. Artır nurunu Rabbim! Bana nur ver isterim. Beni bütünüyle nur ile kuşatmanı dilerim. Tirmizî rivayet etmiş ve “gariptir” demiştir. Ancak buradaki farklıdır. Bu farklılıklar Taberanî’nin “Dua” kitabında yer almaktadır.
 
Sonra mescide gitmek üzere evden çıkar. Mescide çıkış duasını unutmaz. Câmi ve mescide gitmek için evden çıkarken şöyle dua edilmelidir:
 
“Allah’ım! Kalbime nur indir, dilimden nur söylet, kulaklarıma nuru dinlet. Gözlerime doğruyu, aydınlığı göster. Ardımda nuru bırak, önümü nurlandır. Üstümden de aydınlığını ve nurunu esirgeme.” İbn Abbas’tan Buhari ve Müslim rivayet etmiştir.
 
Ayrıca şöyle de dua edilir: “Allah’ım! Senin üzerinde hakkı olan ve bu hakla isteyenlerin adına Sen’den isterim. Şu anda sana doğru yürüyüp gelen adımlar adına Sen’den beni korumanı dilerim. Ben çıkarken, herhangi bir kötü niyetle veya bir şımarıklık edasıyla, bir gösteriş maksadıyla, duysunlar ve görsünler diye çıkmadım. Senin gazabından sakınarak evimden çıktım. Senin rızanı ve hoşnutluğunu kazanmak için çıktım. Senden dileğim, beni cehennem ateşinden koruman, günahlarımı da bağışlamandır. Çünkü günahları Sen’den başka kimse bağışlayamaz. Ancak sen bağışlarsın, Rabbim!” “Hasen” bir isnatla Ebû Saîd Hudrî ’den rivayet olunmuştur.
 
Kişi, herhangi bir ihtiyaç için evinden çıkınca şöyle demelidir:
 
“Allah’ın adıyla evimden ayrılıyorum. Rabbim, zulmetmekten, zulme uğramaktan, cahilce davranmaktan ve bana karşı cahilce davranılmasından sana sığınırım.” Ümmü Seleme ’den Ebû Davud rivayet etmiştir. Ayrıca İbn Mâce, Nesaî ve Tirmizî rivayet etmiştir. Tirmizî, “Hasen sahih” diyor.
 
“Bismillahirrahmanirrahim, Lâ havle velâ kuvvete illâ billahil-Aliyyil-Azîm. Bismillahi ettekalanü Allah/
 
Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. Allah’ın gücü ve kudreti üzerinde hiçbir güç ve kudret yoktur. Allah yüceler yücesidir ve en uludur. Allah’ın adıyla, Allah’a dayanıp güvendim.” Ebu Hureyre ’den İbn Mâce rivayet etmiştir. Hadis zayıftır.
 
Kişi, câmiye ya da mescide ulaştığında, tam mescide gireceğinde şu duayı okumalıdır: “Allahümme salli ala Muhammed’in ve ala al-i Muhammed’in ve selleme. Allâhüm- meğfirlî câmia zünûbî veftahlî ebvâbe rahmetike.
 
Allah’ım! Muhammed’e ve Muhammed’in ehl-i beytine salât ve selâm olsun. Allah’ım! Tüm günahlarımı bağışla. Benim için rahmetinin tüm kapılarını aç.” Tirmizî ve Hz. Fâtıma’dan İbn Mâce rivayet etmiştir. Tirmizî, “Hasen” olduğunu söylemektedir. İsnadı muttasıl değildir. Ebû Humeyd veya Ebu Useyd’den Müslim rivayet etmektedir. Ayrıca, Ebû Davud rivayet etmiştir. Lafızlar farklıdır.
 
“Allah’ım! Katından kalbime yol gösteren ve hakka yönelten bir rahmet vermeni isterim...” Bu hadis dua bölümünde de geçti.
 
Namaza hızlı adımlarla değil vakarla ve sükûnetle yürüyerek gider. Sükunetle namaza gitme hadisi. Ebû Hureyre hadisinden Mutafakkun aleyhtir.
 
Bu hususta haber vardır. Parmaklarını birbirine geçirmesin. Mescide girince sağ ayağını mescide giriş duasıyla atsın. Müsait görürse mescidin ilk safına geçsin. İnsanların omuzları üzerinden geçmesin ve izdihama sebep olmasın. Sonra evinde kılmamışsa sabahın iki rekât sünnetini kılsın. Ardından dualarla meşgul olsun.
 
Sabahın sünnetini kılmışsa iki rekât tahiyyetü'l-mescid namazını kılsın. (Şafiî mezhebine göre) Hanefilerde Sabah namazı vaktinde nafile ibadet olarak sabahın sünnetinden başka namaz kılınmaz. Ancak kaza namazı kılınır.
 
Sonra cemaati beklesin. En güzeli ve hoş görüleni sabah ışıyıncaya kadar cemaatle olmaktır. Allah’ın elçisi (sallallahu aleyhi vesellem) sabah karanlığı bitene kadar kalırdı. Sabah ışıyıncaya kadar hadisi. Hz. Aişe hadisinden Mutafakkun aleyhtir. (Hanefilerde güneş doğmadan biraz öncesine kadar tehiri daha makbuldür.)
 
Genel olarak namazda cemaati terk etmek uygun olmaz, özellikle de sabah ve yatsı namazlarında. Bu iki vaktin fazlasıyla fazileti vardır.
 
 
Enes b. Malik (radıyallâhu anh) Allah’ın Resulünden rivayet eder: Bu anlatılan biçiminde bir aslına rastlamadım. Ancak Beyhâkî’nin “İman’ın şubelerinde Enes’in hadisinden ve “kim mağrib (akşam) namazını cemaatle kılarsa ona mebrur bir hac ve makbul bir umre sevabı vardır.” şeklinde geçer.
 
Sabah namazı için şöyle buyurur:
 
ِّلُكِب ُهَل َناَك َةَلاَّصلا ِهيِف َيِّلَصُيِل ِدِجْسَمْلا ىَلِإ َهَّجَوَت َّمُث َأَّضَوَت ْنَم« ىَّلَص اَذِإَف ،اَهِلاَثْمَأ ِرْشَعِب ُةَنَسَحْلاَو ٌةَئِّيَس ُهْنَع َيِحُمَو ًةَنَسَح ٍةَوْطَخ ِهِدَسَج يِف ٍةَرْعَش ِّلُكِب ُهَل َبِتُك ِسْمَّشلا ِعوُلُط َدْنِع فَرَصْنا َّمُث َبِتُك ىَحُّضلا َعَكْرَي ىَّتَح َسَلَج ْنِإَف ٍةَروُرْبَم ٍةَّجَحِب َبَلَقْناَو ٌةَنَسَح َكِلٰذ ُلْثِم ُهَلَف َةَمَتَعْلا ىَّلَص ْنَمَو ،ٍةَنَسَح ِفْلَأ اَفْلَأ ٍةَعْكَر ِّلُكِب ُهَل
 
»ٍةَروُرْبَم ٍةَرْمُعِب َبَلَقْناَو
 
 
“Kim abdest alır sonra namaz kılmak için mescide yönelir, orada namazını Kılarsa o kimsenin her adımı için bir sevap vardır. Seyyiatını (Seyyiat: Kötülük, günahlar, suçlar.) yok eden sevap on katıyladır. Namazı kılıp sonra güneşin doğuşunda geri dönerse vücudundaki her tüye karşılık ona bir sevap yazılır.
 
Ve bu sevabı mebrur (Mebrur: Hayırlı. Makbul. Beğenilmiş.) hacca kalbedilir. Kalb etme: Değiştirme, dönüştürme. Bir halden diğer bir hale çevirme.
 
 
Eğer duha namazını kılana kadar oturursa her rekât için bir milyon sevap yazılır. Kim yatsı namazını mescitte bu şekilde kılarsa o kimseye de daha önce de söylediğimiz sevabın aynısı verilmekle beraber Allah nezdinde mebrur bir umre sevabına kalbedilir.”
 
 
Selef, fecrin doğuşundan önce mescide girerdi. Tabiinden bir adam şöyle der:
 
“Fecirden önce mescide girdiğimde Ebû Hureyre’yi gördüm. O, benden erken gelmişti. Bana şöyle dedi: ‘Kardeşimin oğlu, niçin bu saatte evinden çıktın?’ ‘Sabah namazı için’ dedim. Şöyle dedi. Bu hadisin aslına rastlamadım. ‘Sana müjde, biz, bu saatte evden çıkışımızı mescitte oturuşumuzu Allah yolunda yapılan bir gaza derecesinde sayardık.’ Ve Ebû Hureyre ardından şöyle dedi: ‘Allah’ın elçisiyle (sallallahu aleyhi vesellem) birlikte yapılan bir gaza gibi sayardık.”
 
Hazreti Ali (radıyallâhu anh)’den gelen rivayette ise şöyle anlatılır: Bu hadis Mutafakkun aleyhtir.
 
“Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) geceleyin ona geldiğinde O ve Fatıma (radıyallâhu anh) uyumaktaydı. Resûlullah ‘Namaz kılmıyor musunuz?’ dedi. Ali: ‘Ya Resûlullah, nefislerimiz Allah’ın (kudret) elindedir. Diriltmek istediğinde diriltir.’ dedim. Döndü gitti. Giderken dövünerek şöyle dediğini işittim:
 
﴾45﴿ ًلَدَج ٍءْيَش َرَثْكَا ُناَسْنِْلا َناَكَو
 
‘’İnsan ise, münakaşa etmeye her şeyden fazla düşkündür.” Kehf, 18/54.
 
İki rekât sabah namazı sünneti ve duasının ardından namaza kalkana kadar istiğfar ve tesbihle meşgul olmalı yetmiş defa şöyle demelidir:
 
ِهْيَلِإ ُبوُتَأَو ُموُّيَقْلا ُّيَحْلا َوُه َّلِإ َهٰلِإ َل يِذَّلا َّٰللا ُرِفْغَتْسَأ«
 
“Hay ve Kayyum (her şeyi koruyan), kendisin- den olmayan Allah’tan af dilerim. Tövbe O’nadır. Allah’ı tesbih eder.”
 
Ve yüz defa da şu zikri söylemelidir:
 
ُرَبْكَأ ُّٰللاَو ُّٰللا َّلِإ َهٰلِإ َلو ِّٰلل ُدْمَحْلاَو ِّٰللا َناَحْبُسَو )ًةَّرَم َنيِعْبَس(
 
»)ٍةَّرَم َةَئاِم(
 
“O’na Hamd ederim. Allah’tan başka ilah yok ve Allah en büyüktür.”
 
Sonra namazın batın ve zahir adabının tümüne uyarak farzı kılar. Namazını bitirince açıklayacağımız üzere güneşin doğuşuna kadar Allah’ı zikirle meşgul olarak oturur. Zira Allah Resulü şöyle buyuruyor:
 
ىَلِإ ِةاَدَغْلا ِةَلاَص ْنِم ِهيِف ىَلاَعَت َّٰللا ُرُكْذَأ يِسِلْجَم يِف َدُعْقَأ ْنَل« »باَقِر َعَبْرَأ َقِتْعَأ ْنَأ ْنِم َّيَلِإ ُّبَحَأ ِسْمَّشلا ِعوُلُط
 
“Sabah namazını kıldığım yerde güneş çıkıncaya kadar Allah’ı zikretmem, benim için dört köleyi azat etmekten daha sevimlidir.” Ebû Davud, Enes’ten rivayet etmiştir.
 
Rivayete göre Peygamberimiz sabah namazını kıldığı zaman seccadesinin üzerinde oturur, ta ki güneş doğuncaya kadar kalmaya devam ederdi. Müslim, Cabir bin Semurre’den Tirmizî, Enes’ten rivayet etmişlerdir.
 
Rivayet bazılarında ise şöyle gelmiştir; “Güneş doğduk- tan sonra iki rekât namaz kıldı.” Böyle yapmanın fazileti hakkında sayısızca hadis ulaşmıştır.
 
Hasan-ı Basri rivayetine göre Allah’ın Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) Rabbinin rahmetinden bahsederken bunun gibi Rabbinin şöyle söylediğini de zikrediyordu:
 
ِرْصَعْلا ِةَلاَص َدْعَبَو ًةَعاَس ِرْجَفْلا ِةَلاَص َدْعَب يِنْرُكْذا َمَدَآ َنْبا اَي«
 
»اَمُهَنْيَب اَم َكِفْكَأ ًةَعاَس
 
“Ey Âdemoğlu! Sabah namazından sonra bir saat beni zikreyle. İkindi namazından sonra da bir saat… Bu durumda bu iki namazının arkasında (maddeten ve manen) sana kâfi geleyim. Seni korumuş olayım.” İbni Mübarek, Mürsel olarak rivayet buyurmuştur.
 
Bu zikrin fazileti bu şekilde bilindiği zaman kişi sabah namazından sonra oturmalı, güneş doğuncaya kadar hiç konuşmamalı, hatta en beğenilir olanı, güneş doğuncaya kadar görevi sadece şunlar olmalıdır:
 
1. Dualar
 
2. Zikirler
 
3. Kur’an okumak
 
4. Tefekkür
 
1. Dualar
 
Namazı selam verip bitirdikten sonra şöyle demesi uygundur:
 
َتْنَأ َّمُهّٰللَا ،ْمِّلَسَو ٍدَّمَحُم ِلَآ ىَلَعَو ٍدَّمَحُم ىَلَع ِّلَص َّمُهّٰللَا« ِمَلاَّسلاِب اَنَّبَر اَنِّيَح ُمَلاَّسلا ُدوُعَي َكْيَلِإَو ُمَلاَّسلا َكْنِمَو ُمَلاَّسلا
 
»ِماَرْكِلاَو ِلَلاَجْلا اَذ اَي َتْكَراَبَت ِمَلاَّسلا َراَد اَنْلِخْدَأَو
 
“Ey Allah’ım! Muhammed (aleyhisselam)’a ve onun âline salat et. Ve onları her türlü eksiklikten emin kıl. Ey Allah’ım! Sensin selâm. Sendendir selâm. Ve selâm sana dönecektir (veya dönüyor). Ey Rabbimiz! Bizi selâm ile dirilt. Bizi selâm evine (cennete) dahil et. Ey ikram ve celâl sâhibi! Sen müşriklerin dediğinden yücesin.”
 
Bu duayı okuduktan sonra Allah Resulünün duasının başlangıcında söylediği gibi o da şu şekilde söylenmelidir:
 
َل ُهَدْحَو ُّٰللا َّلِإ َهٰلِإ َل باَّهَوْلا ىَلْعَلا ِّيِلَعْلا َيِّبَر َناَحْبُس« ُتوُمَي َل ٌّيَح َوُهَو ُتيِمُيَو يِيْحُي ُدْمَحْلا ُهَلَو ُكْلُمْلا ُهَل ُهَل َكيِرَش ِةَمْعِّنلا ُلْهَأ ُّٰللا َّلِإ َهٰلِإ َل ،ٌريِدَق ٍءْيَش ِّلُك ىَلَع َوُهَو ُرْيَخْلا ِهِدَيِب
 
َنيِصِلْخُم ُهاَّيِإ َّلِإ ُدُبْعَن َلَو ُّٰللا َّلِإ َهٰلِإ َل ِنَسَحْلا ِءاَنَّثلاَو ِلْضَفْلاَو
 
»َنوُرِفاَكْلا َهِرَك ْوَلَو َنيِّدلا ُهَل
 
“Kullarına bolca hibede bulunan en yüce ve mutlak yücelik sahibi olan Rabbim, her türlü eksiklikten münezzehtir. Allah’tan başka mabut yok. Tektir. O’nun ortağı yoktur. Mülk O’nundur. Hamd O’nun. O diriltir öldürür, hiç ölmeyen diri ancak O’dur. Hayır O’nun elindedir. O her şeye kadirdir. Allah’tan başka mabut yoktur. Nimetin ve güzel senanın sahibi ve layığı O’dur. Allah’tan başka mabut yoktur. Biz ancak O’na ibadet ederiz. İtaatimizi ihlas ile ancak O’na yaparız. Velev ki, kafirler böyle yaptığımızdan hoşlanmasalar dahi.” Bezzar, Abdurrahman bin Avf ’tan rivayetle.
 
Bu duaları okuduktan sonra bildiği ve ezberlediği duaları okur. Hangi dua kalbini inceltir ve hafif gelirse istediği duayı ezberler.
 
2. Zikirler
 
Bu zikirler birkaç kelimeden ibarettir. Bu zikirlerin tekrarı hakkında birçok faziletin olduğu söylenegelmiştir. Tekrarlanan zikirler ise; tekrarında fazilet bulunan kelimelerden ibaret olup burada onlardan uzun uzadıya söz etmeyeceğiz. Bunlardan her birinin en az üç veya yedi, en fazla yüz ya da yetmiş kez tekrarlanması gerekir. Ortası ise on kere tekrarlamaktır. Ama herkesin vaktinin müsaitliği ölçüsünde tekrarlanması uygundur.
 
Fazla tekrarın fazileti fazladır. Orta dereceden maksada en uygun olanı on kere tekrardır. Devamı sağlamak için en münasibi budur. Az da olsa en hayırlı iş devamlı olandır. Çoğuna alışmak mümkün olmayan her işten azı devamlı olmak kaydıyla daha faziletlidir. Aralıklı olmakla birlikte tesir bakımından çok olanı daha etkilidir. Sürekli olup az olan işin misali; kesintisiz yere düşen yağmur damlalarıdır. Sonunda yerde bir çukur meydana getirir. Taşın üzerine bile düşse aynı tesiri yapar. Çünkü devamlıdır. Çok olup birbirinden kopuk olan işe misal ise: ayrı ayrı bir veya birkaç defada birbirinden uzak vakitlerde dökülen su olup bu döküldüğü yerde açık bir etki bırakmaz. Bu on cümle ise şöyledir:
 
Birincisi:
 
يِيْحُي ُدْمَحْلا ُهَلَو ُكْلُمْلا ُهَل ُهَل َكيِرَش َل ُهَدْحَو ُّٰللا َّلِإ َهٰلِإ َل« »ٌريِدَق ٍءْيَش ِّلُك ىَلَع َوُهَو ُرْيَخْلا ِهِدَيِب ُتوُمَي َل ٌّيَح َوُهَو ُتيِمُيَو
 
“Allah’tan başka ilah yoktur. O tektir. O’nun ortağı yoktur. Mülk O’nundur, Hamd O’nadır. Yaşatır ve öldürür. Hayy ve ölümsüzdür. Hayır onun elindedir. O’nun gücü her şeye yeter.”
 
 
İkincisi:
 
َلَو لْوَح َلو ُرَبْكَأ ُّٰللاَو ُّٰللا َّلِإ َهٰلِإ َلو ِّٰلل ُدْمَحْلاَو ِّٰللا َناَحْبُس«
 
»ِميِظَعْلا ِّيِلَعْلا ِّٰللاِب َّلِإ َةَّوُق
 
“Allah müşriklerin dediklerinden münezzehtir. Hamd O’nadır. O’ndan başka ilah yoktur. O en büyüktür. Tevbe ve ibadete yöneliş ancak güç ve kuvveti yüce ve büyük olan Allah’a aittir.” Neseî, İbni Hibbân ve Hâkim, sahih bir senedle Ebû Said el Hudrî ’den rivayet etmişlerdir.
 
Üçüncüsü:
 
»ِحوُّرلاَو ِةَكِئَلاَمْلا ُّبَر ٌسوُّدُق ٌحوُّبُس«
 
“Allah, her kötülükten münezzehtir, her noksandan berîdir. Meleklerin ve ruhun Rabbidir.” Müslim, Hz. Aişe ’den rivayetle.
 
Dördüncüsü:
 
»ِهِدْمَحِبَو ِميِظَعْلا ِّٰللا َناَحْبُس«
 
“Yüce olan Allah’ı her noksandan tenzih ederim. Hamd O’na mahsustur.” Müslim ve Buhari, Ebû Hureyre ‘den.
 
Beşincisi:
 
َموُّيَقْلا َّيَحْلا َوُه َّلِإ َهٰلِإ َل يِذَّلا َميِظَعْلا َّٰللا ُرِفْغَتْسَأ«
 
»َةَبْوَّتلا ُهُلَأْسَأَو
 
“Kendisinden başka tanrı olmayan büyük Allah’a istiğfar ederim. O Hayy ’dır; Kayyum ’dur. O’ndan bağışlanma dilerim.” El Müstağfirî, Muaz bin Cebel’den.
 
Altıncısı:
 
اَذ ُعَفْنَي َلَو َتْعَنَم اَمِل َيِطْعُم َلَو َتْيَطْعَأ اَمِل َعِناَم َل َّمُهّٰللَا«
 
»ُّدَجْلا َكْنِم ِّدَجْلا
 
“Ey Allah’ım! Senin verdiğini yasaklayıp engelleyecek hiç kimse olamaz. Senin yasakladığını da verecek kimse olamaz. Senin nazarında servet (veya işler, gayretler) sahibine hiçbir faydası dokunamaz. Rızık sendendir.” Gazali bu duanın namazlardan sonra okunmasını ve rükûda söylenmesini zikreden rivayetin var olduğunu söylüyor.
 
Yedincisi:
 
»ُنيِبُمْلا ُّقَحْلا ُكِلَمْلا ُّٰللا َّلِإ َهٰلِإ َل«
 
“El-Mübin, El-Hak, El-Melik olan Allah’tan başka ilah yoktur.” El Müstağfirî “Dualar” bahsinde, Hatib ise “Raviler” bahsinde İmam Malik’ten rivayet etmişlerdir.
 
Sekizincisi:
 
يِف َلَو ِضْرَلا يِف ٌءْيَش ِهِمْسا َعَم ُّرُضَي َل يِذَّلا ِّٰللا ِمْسِب«
 
»ُميِلَعْلا ُعيِمَّسلا َوُهَو ِءاَمَّسلا
 
“Yerde ve gökte onun ismiyle birlikte herhangi bir şeyin zarar veremeyecek olan Allah’ın adı ile başlarım. En ince ayrıntısına kadar bilen ve işiten O’dur.” İbni Hibbân ve Hâkim ‘sahih’ bir senedle Hazreti Osman’dan rivayet etmişlerdir.
 
Dokuzuncusu:
 
ِّيِّمُلا ِّيِبَّنلا َكِلوُسَرَو َكِّيِبَنَو َكِدْبَع ٍدَّمَحُم ىَلَع ِّلَص َّمُهّٰللَا«
 
»ْمِّلَسَو ِهِبْحَصَو ِهِلَآ ىَلَعَو
 
“Allah’ım kulun, nebin ve resulün olan ümmi Peygamber Muhammed’e, âline ve ashabına bereket ve rahmetini bağışla, esenlik ver. Ve onları istenmeyen kötülüklerden emin kıl.” Ebû Kasım Muhammed bin Abdülvahid el Gafıkı “Kur’an Faziletleri” hakkında İbni Ebû Evfa’dan rivayet etmiştir.
 
Onuncusu:
 
ْنِم َكِب ُذوُعَأ بَر ِميجَّرلا ِناَطْيَّشلا َنِم ِميِلَعْلا ِعيِمَّسلا ِّٰللاِب ُذوُعَأ«
 
»ِنوُرُضْحَي ْنَأ بَر َكِب ُذوُعَأَو ِنيِطاَيَّشلا ِتاَزَمَه
 
“Kovulmuş şeytanın şerrinden, işiten ve bilen Allah’a sığınırım. Ey Rabbim! Şeytanın vesveselerinden sana sığınırım. Şeytanların etrafımı çepeçevre sarıp beni saptırmalarından sana sığınırım.” Tirmizî, Mak’al bin Yasar’dan rivayet etmektedir.
 
Bu on cümlenin, her biri on defa tekrarlandığında yüz tekrara varılmış olur. Buysa bir tek zikri yüz defa tekrarlanmasından efdaldir. Çünkü bu cümlelerin her biri eş değer fazilete sahiptir. Kalp ise, her birinden ayrı bir zevk alır ve etkilenir. Nefiste ise bir cümleden diğerine geçişte ayrı bir dinlenme ve bıkkınlıkları emin olma imkânı vardır.
 
Bu Kitap Muhsin Demirtaş Tarafından Düzenlenmiştir.
 
 
ÜYELİK GİRİŞİ
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam42
Toplam Ziyaret3564005
DUA KÜTÜPHANESİ
KÜTÜB-İ SİTTE
 salavati_serife
BÜYÜK ŞAFİİ FIKHI